Arttırmak mı artırmak mı ?

Defne

New member
Giriş: Bir Yazım Tercihinden Daha Fazlası

Dil üzerine küçük gibi görünen tartışmalar, aslında toplumun derin yapısına dair çok şey söyler. “Arttırmak mı artırmak mı?” sorusu da bunlardan biri. İlk bakışta yalnızca bir yazım meselesi gibi görünür; ancak bu tür normlar, kimin “doğru”yu belirlediği, kimin “yanlış” sayıldığı ve bu doğruların hangi toplumsal koşullarda şekillendiğiyle doğrudan ilişkilidir.

Bu forum yazısında konuyu sadece Türk Dil Kurumu (TDK) kuralları açısından değil; toplumsal cinsiyet, sınıf ve kültürel erişim gibi sosyal faktörler üzerinden ele almak istiyorum. Çünkü dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda güç ilişkilerinin de taşıyıcısıdır.

“Artırmak” ve “Arttırmak” Tartışmasının Dilbilimsel Arka Planı

Türk Dil Kurumu’na göre doğru yazım “artırmak”tır. Bunun nedeni, “art-” köküne getirilen “-tır” ettirgen ekinin fonetik olarak “tt” şeklinde değil, tek “t” ile yazılmasıdır. Yani standart yazı dilinde “arttırmak” biçimi hatalı kabul edilir.

Ancak burada önemli bir nokta var: Dilbilim açısından “yanlış” dediğimiz şeyler çoğu zaman “sosyal olarak standartlaşmamış kullanım” anlamına gelir. Yani bu fark, yalnızca dil bilgisi değil; eğitim, erişim ve sosyal çevre ile de ilgilidir.

Sosyolinguistik çalışmalar (örneğin William Labov’un sınıf ve dil kullanımı üzerine araştırmaları), bireylerin dil tercihlerinin yalnızca kişisel bilgi düzeyiyle değil, içinde bulundukları sosyal ağlarla da şekillendiğini gösterir. Bu açıdan “arttırmak” yazımı, yalnızca bir hata değil; aynı zamanda farklı eğitim ve sosyal deneyimlerin bir yansıması olarak da okunabilir.

Sınıf ve Eğitim Erişimi: Doğrunun Kim Tarafından Belirlendiği

Standart yazı diline erişim, her birey için eşit değildir. Türkiye’de eğitim sistemine erişim, bölgesel farklılıklar ve sosyoekonomik koşullar, dil kullanımını doğrudan etkiler. Kırsal bölgelerde ya da düşük gelirli hanelerde büyüyen bireyler, yazılı standart dile daha sınırlı maruz kalabilir.

Bu durum, “doğru yazım” olarak kabul edilen biçimlerin herkes tarafından aynı kolaylıkla öğrenilmediğini gösterir. Dolayısıyla “artırmak mı arttırmak mı?” tartışması, aynı zamanda bilgiye erişim eşitsizliğinin de küçük bir örneğidir.

Sınıf temelli dil farklılıkları üzerine yapılan araştırmalar (örneğin Basil Bernstein’ın dil kodları teorisi), dilin yalnızca iletişim değil, aynı zamanda sosyal ayrışma aracı olduğunu ortaya koyar. “Doğru” yazım, çoğu zaman eğitimli sınıfların normlarıyla örtüşür.

Toplumsal Cinsiyet ve Dil Kullanımı: Empati ve Yapısal Deneyimler

Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında dil kullanımı, farklı deneyimlerin taşıyıcısıdır. Kadınların dil ile ilişkisi çoğu toplumda daha erken yaşta “doğru konuşma” ve “uygun yazma” beklentisiyle şekillenir. Bu durum, kadınların dil kurallarına daha fazla dikkat etmesine yol açabilir.

Bazı sosyolinguistik çalışmalar, kadınların yazılı ve sözlü dilde standart formları kullanmaya daha yatkın olduğunu, çünkü sosyal olarak daha fazla “değerlendirilme” baskısı yaşadıklarını öne sürer. Ancak bu genelleme her birey için geçerli değildir; farklı sosyal sınıflardan kadınların dil kullanımı ciddi farklılıklar gösterebilir.

Erkekler açısından ise dil genellikle daha “araçsal” bir işlevde kullanılabilir. Bu, erkeklerin dili daha çok bilgi aktarımı ve çözüm üretme amacıyla kullanma eğiliminde olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Fakat bu da mutlak bir özellik değildir; bireysel deneyimler ve eğitim düzeyi bu eğilimleri önemli ölçüde değiştirir.

Burada önemli olan, bu farklılıkları bir üstünlük ya da eksiklik olarak değil, toplumsal yapıların ürettiği çeşitlilik olarak okumaktır.

Irk, Kültür ve Dil Normları: Görünmeyen Katman

Türkiye özelinde “ırk” kavramı yerine etnik ve kültürel çeşitlilikten bahsetmek daha doğru olur. Farklı etnik gruplar, farklı ana dil etkileriyle Türkçe kullanır. Bu da yazım ve konuşma biçimlerine yansır.

Örneğin, anadili Türkçe olmayan bireylerin yazılı dilde bazı standart kuralları karıştırması oldukça doğaldır. Bu durum, “yanlışlık” değil, çokdillilik deneyiminin bir sonucudur.

Küresel ölçekte yapılan UNESCO dil raporları da çokdilli bireylerin yazı dili standartlarına uyum sürecinin daha uzun olabileceğini belirtir. Bu nedenle “arttırmak” yazımı, bazı kullanıcılar için yalnızca bir alışkanlık değil, farklı dil sistemlerinin etkileşiminden doğan bir geçiş formu olabilir.

Sosyal Normlar ve “Doğru” Algısının İnşası

Dil kuralları sabit değildir; tarihsel olarak değişir. “Doğru” kabul edilen yazımlar, çoğu zaman kurumların ve eğitim sisteminin belirlediği normlara dayanır. TDK gibi kurumlar bu standartları belirlerken, toplumun genel kullanımını da dikkate alır.

Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar: Bir kullanım yaygın olduğu için mi doğrudur, yoksa kurumlar belirlediği için mi doğru kabul edilir?

“Artırmak” ve “arttırmak” tartışması bu açıdan sadece bir yazım sorunu değil, aynı zamanda normların nasıl üretildiğine dair bir örnektir.

Empatik ve Çözüm Odaklı Yaklaşımlar Arasında Denge

Toplumsal cinsiyet tartışmalarında sık yapılan hatalardan biri, kadınları yalnızca empatiyle, erkekleri ise yalnızca çözüm odaklılıkla tanımlamaktır. Oysa gerçek deneyimler bu kadar keskin ayrımlara sığmaz.

Bazı bireyler dil kurallarına yaklaşırken empatiyi, yani sosyal bağlamı ön planda tutar: “İnsanlar neden böyle yazıyor?” sorusunu sorar. Bazıları ise çözüm odaklı yaklaşarak standartları vurgular: “Doğrusu budur, öğrenilmelidir.”

Bu iki yaklaşım birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısı olabilir. Dilin hem sosyal hem de yapısal yönünü anlamak için her ikisine de ihtiyaç vardır.

Tartışma Soruları: Forum İçin Açık Kapı

Bir yazımın “yanlış” kabul edilmesi, o yazımı kullanan kişinin bilgi eksikliğini mi gösterir, yoksa sosyal koşullarını mı?

Standart dil kuralları, herkes için eşit erişilebilir mi?

“Artırmak mı arttırmak mı?” gibi tartışmalar, dilin demokratikleşmesine katkı mı sağlar yoksa dışlayıcı mı olur?

Dil kurallarını belirlerken toplumsal çeşitlilik ne kadar dikkate alınmalı?

Sonuç Yerine: Dil, Toplumun Aynası

“Artırmak mı arttırmak mı?” sorusu basit bir yazım meselesi gibi görünse de, aslında eğitimden sınıfa, cinsiyetten kültürel çeşitliliğe kadar birçok sosyal katmanı içinde barındırır. Dil, sadece kurallardan ibaret değildir; aynı zamanda kimlerin bu kurallara erişebildiğini ve kimlerin bu kuralların dışında bırakıldığını da gösterir.

Kaynak olarak Türk Dil Kurumu’nun yazım kılavuzları, Labov’un sosyolinguistik çalışmaları, Bernstein’ın dil kodları teorisi ve UNESCO’nun çokdillilik raporları bu değerlendirmede temel referanslar olarak ele alınmıştır. Ayrıca farklı sosyal çevrelerde gözlemlenen dil kullanımı örnekleri, günlük yaşam deneyimleriyle birlikte değerlendirilmiştir.
 
Üst