Bengu
New member
[Müdara Ne Demek? Bir Hikâye Üzerinden Anlatım]
Bir gün, bir kasabada eski bir kütüphaneye adım attım. Tozlu raflar, sararmış sayfalar ve geçmişin izlerini taşıyan kitaplar arasında yürürken, bir kitabın adı dikkatimi çekti: Müdara: Bir İletişim Stratejisi. Merakla kitabı açtım ve içinden bir hikâye çıktı. Bu hikâye, bir kasaba halkının günlük yaşamı ve farklı bakış açılarıyla şekillenen ilişki dinamiklerini anlatıyordu. Bu hikâyeyi, sizlere de paylaşmak istiyorum.
[Bir Kasaba, Bir Kavga ve Müdara]
Kasaba halkı yıllardır aynı sokaklarda yürüyen, aynı pazar yerinde alışveriş yapan, hatta aynı kahvenin tadını çıkaran bir grup insandı. Her şey normaldi, ta ki o sabah, baharda bir yağmurun ardından iki komşu arasında büyük bir tartışma patlak verene kadar. Ayşe ile Mehmet, eski dostlardı. Birbirlerinin çocukluk arkadaşıydılar, ancak o gün, bir yanlış anlamanın ardından sert bir tartışmaya başladılar.
Ayşe, evinin önündeki ağaçların kesilmesinden duyduğu rahatsızlığı Mehmet’e anlatmaya çalışıyordu. Ancak Mehmet, çözüm odaklı ve doğrudan bir yaklaşım benimseyerek, "Ağaçları kesmesek, bizim için zararlı olacak. Kökler evin temeline zarar verebilir," diyerek durumu mantıklı bir şekilde açıklamaya çalışıyordu.
Ayşe, karşısındaki bu düz ve pratik çözümü anlamakta zorlanıyordu. Onun için mesele, sadece ağaçların varlığı ya da yokluğu değil, kasaba halkı ile olan bağları, anıların, geçmişin derin izleriydi. "Senin için sadece ağaçlar, ama benim için bu toprak, bu kökler, bu hatıralar demek. Her şeyden önce, kasabamızda birlikte büyüdük. Bunu hatırlamalısın," diye cevapladı.
İşte bu, müdara etmemenin ilk anıydı. Ayşe, tartışmaya girmek yerine, duygusal bir bağ kurarak, geçmişin önemini vurguluyordu. Mehmet’in pratik yaklaşımına, duygusal ve ilişkisel bir bakış açısıyla karşılık verdi. Ancak, Ayşe’nin yaklaşımı da tıpkı Mehmet’in çözüm odaklı tarzı gibi kendine özgüydü. İkisi de farklı bakış açılarıyla doğru bildiklerini savunuyordu, ancak hangisi haklıydı? Ya da gerçekten haklı olmanın bir önemi var mıydı?
[Müdara ve İletişim Stratejisi]
Müdara etmek, TDK’de tanımlandığı gibi, bir tartışmada veya olayda aktif bir rol almamak, uzak durmaktır. Ayşe ve Mehmet’in arasındaki bu tartışmada, Ayşe'nin müdara etmesi, bilinçli bir iletişim stratejisiydi. Ancak bu, sadece geri çekilmekle kalmayıp, aynı zamanda "daha derin" bir bağ kurma amacını taşıyordu. Ayşe, duygusal bir köprü kurarak, Mehmet’in çözüm odaklı yaklaşımının ötesinde başka bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.
Erkeklerin genellikle mantıklı ve çözüm odaklı iletişim tarzını benimsediği, kadınların ise daha çok duygusal ve sosyal etkilere odaklandığı sıkça gözlemlenen bir olgudur. Bu hikâyede, her iki karakterin yaklaşımı da toplumun tarihsel ve toplumsal yapısının izlerini taşıyor. Kasaba halkı, kendi kabuğuna çekilip sessiz kalmayı, her tartışmadan kaçınmayı bazen çözüm olarak görüyor olabilir. Fakat, gerçekte, müdara etmek bazen çözüm değil, sadece sessizliğin huzurunu arama çabasıdır.
[Tarihi Bir Perspektiften Müdara]
Bu hikâye sadece bugünün sorularını yansıtmıyor, aynı zamanda toplumların tarihsel geçmişine de bir pencere açıyor. İletişim stratejilerinin, hatta kadın ve erkeklerin davranış biçimlerinin evriminde, tarihsel yapılar önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle geçmişte, erkeklerin daha çok savaşçı, savaşçı olmayanların ise genellikle iletişimde geri durarak pasif bir şekilde "müdara" ettikleri bir toplum düzeni vardı. Kadınların, genellikle sosyal bağları kurma ve duygusal bağları güçlendirme amacıyla daha sessiz ve çekingen tutumlar sergileyerek toplumsal yapının içinde yer aldığı görülüyordu.
Günümüzde ise bu roller yavaşça değişiyor. Kadınlar ve erkekler, toplumsal normlardan daha bağımsız hale geldikçe, "müdara" etme ya da tartışmalara katılmama stratejisi daha fazla kişisel tercihlerle şekilleniyor. Artık, sesini çıkaran, kendi düşüncelerini savunan ve duygusal zekâsıyla iletişim kuran birçok kadın var. Erkekler de sadece çözüm odaklı değil, bazen duygusal bir bağ kurma, empatik olma ihtiyacı hissediyorlar.
[Günümüz Dünyasında Müdara Etmek]
Ayşe ve Mehmet’in hikâyesi, günlük hayatımızda karşılaştığımız türdeki birçok çatışmanın ve iletişim tarzının yansıması olabilir. Birçok durumda, insanlar bir sorunu çözmek yerine, duygu ve bağlar üzerinde odaklanmayı tercih edebiliyor. Bu, özellikle karşılıklı ilişkilerde veya iş hayatında önemli bir yer tutuyor. Müdara etmemek, bazen kasıtlı bir iletişim stratejisi haline gelebilir; çünkü kişiler, çatışmaların büyümesinden veya duygusal yüklerin artmasından çekinir.
Sizce, müdara etmemek bir çözüm olabilir mi? Yoksa bazen tartışmaya girmemek, sadece sorunu ertelemekten başka bir şey değildir? Müdara etmenin toplumsal cinsiyetle ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayşe ve Mehmet’in hikâyesinden aldığınız dersler neler?
Bir gün, bir kasabada eski bir kütüphaneye adım attım. Tozlu raflar, sararmış sayfalar ve geçmişin izlerini taşıyan kitaplar arasında yürürken, bir kitabın adı dikkatimi çekti: Müdara: Bir İletişim Stratejisi. Merakla kitabı açtım ve içinden bir hikâye çıktı. Bu hikâye, bir kasaba halkının günlük yaşamı ve farklı bakış açılarıyla şekillenen ilişki dinamiklerini anlatıyordu. Bu hikâyeyi, sizlere de paylaşmak istiyorum.
[Bir Kasaba, Bir Kavga ve Müdara]
Kasaba halkı yıllardır aynı sokaklarda yürüyen, aynı pazar yerinde alışveriş yapan, hatta aynı kahvenin tadını çıkaran bir grup insandı. Her şey normaldi, ta ki o sabah, baharda bir yağmurun ardından iki komşu arasında büyük bir tartışma patlak verene kadar. Ayşe ile Mehmet, eski dostlardı. Birbirlerinin çocukluk arkadaşıydılar, ancak o gün, bir yanlış anlamanın ardından sert bir tartışmaya başladılar.
Ayşe, evinin önündeki ağaçların kesilmesinden duyduğu rahatsızlığı Mehmet’e anlatmaya çalışıyordu. Ancak Mehmet, çözüm odaklı ve doğrudan bir yaklaşım benimseyerek, "Ağaçları kesmesek, bizim için zararlı olacak. Kökler evin temeline zarar verebilir," diyerek durumu mantıklı bir şekilde açıklamaya çalışıyordu.
Ayşe, karşısındaki bu düz ve pratik çözümü anlamakta zorlanıyordu. Onun için mesele, sadece ağaçların varlığı ya da yokluğu değil, kasaba halkı ile olan bağları, anıların, geçmişin derin izleriydi. "Senin için sadece ağaçlar, ama benim için bu toprak, bu kökler, bu hatıralar demek. Her şeyden önce, kasabamızda birlikte büyüdük. Bunu hatırlamalısın," diye cevapladı.
İşte bu, müdara etmemenin ilk anıydı. Ayşe, tartışmaya girmek yerine, duygusal bir bağ kurarak, geçmişin önemini vurguluyordu. Mehmet’in pratik yaklaşımına, duygusal ve ilişkisel bir bakış açısıyla karşılık verdi. Ancak, Ayşe’nin yaklaşımı da tıpkı Mehmet’in çözüm odaklı tarzı gibi kendine özgüydü. İkisi de farklı bakış açılarıyla doğru bildiklerini savunuyordu, ancak hangisi haklıydı? Ya da gerçekten haklı olmanın bir önemi var mıydı?
[Müdara ve İletişim Stratejisi]
Müdara etmek, TDK’de tanımlandığı gibi, bir tartışmada veya olayda aktif bir rol almamak, uzak durmaktır. Ayşe ve Mehmet’in arasındaki bu tartışmada, Ayşe'nin müdara etmesi, bilinçli bir iletişim stratejisiydi. Ancak bu, sadece geri çekilmekle kalmayıp, aynı zamanda "daha derin" bir bağ kurma amacını taşıyordu. Ayşe, duygusal bir köprü kurarak, Mehmet’in çözüm odaklı yaklaşımının ötesinde başka bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.
Erkeklerin genellikle mantıklı ve çözüm odaklı iletişim tarzını benimsediği, kadınların ise daha çok duygusal ve sosyal etkilere odaklandığı sıkça gözlemlenen bir olgudur. Bu hikâyede, her iki karakterin yaklaşımı da toplumun tarihsel ve toplumsal yapısının izlerini taşıyor. Kasaba halkı, kendi kabuğuna çekilip sessiz kalmayı, her tartışmadan kaçınmayı bazen çözüm olarak görüyor olabilir. Fakat, gerçekte, müdara etmek bazen çözüm değil, sadece sessizliğin huzurunu arama çabasıdır.
[Tarihi Bir Perspektiften Müdara]
Bu hikâye sadece bugünün sorularını yansıtmıyor, aynı zamanda toplumların tarihsel geçmişine de bir pencere açıyor. İletişim stratejilerinin, hatta kadın ve erkeklerin davranış biçimlerinin evriminde, tarihsel yapılar önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle geçmişte, erkeklerin daha çok savaşçı, savaşçı olmayanların ise genellikle iletişimde geri durarak pasif bir şekilde "müdara" ettikleri bir toplum düzeni vardı. Kadınların, genellikle sosyal bağları kurma ve duygusal bağları güçlendirme amacıyla daha sessiz ve çekingen tutumlar sergileyerek toplumsal yapının içinde yer aldığı görülüyordu.
Günümüzde ise bu roller yavaşça değişiyor. Kadınlar ve erkekler, toplumsal normlardan daha bağımsız hale geldikçe, "müdara" etme ya da tartışmalara katılmama stratejisi daha fazla kişisel tercihlerle şekilleniyor. Artık, sesini çıkaran, kendi düşüncelerini savunan ve duygusal zekâsıyla iletişim kuran birçok kadın var. Erkekler de sadece çözüm odaklı değil, bazen duygusal bir bağ kurma, empatik olma ihtiyacı hissediyorlar.
[Günümüz Dünyasında Müdara Etmek]
Ayşe ve Mehmet’in hikâyesi, günlük hayatımızda karşılaştığımız türdeki birçok çatışmanın ve iletişim tarzının yansıması olabilir. Birçok durumda, insanlar bir sorunu çözmek yerine, duygu ve bağlar üzerinde odaklanmayı tercih edebiliyor. Bu, özellikle karşılıklı ilişkilerde veya iş hayatında önemli bir yer tutuyor. Müdara etmemek, bazen kasıtlı bir iletişim stratejisi haline gelebilir; çünkü kişiler, çatışmaların büyümesinden veya duygusal yüklerin artmasından çekinir.
Sizce, müdara etmemek bir çözüm olabilir mi? Yoksa bazen tartışmaya girmemek, sadece sorunu ertelemekten başka bir şey değildir? Müdara etmenin toplumsal cinsiyetle ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayşe ve Mehmet’in hikâyesinden aldığınız dersler neler?